Adnan Oktar'ın 26 şubat 2018, tarihli sohbetinden
Evet, dinliyorum.
VTR: Mealler
neden farklıdır?
ADNAN OKTAR: Yakışıklım,
o şaşırtıcı tabii. Mesela açıkça anlamı belli oluyor ama buna rağmen bazen
bilmişlik yapıyorlar, kendi kafasında ısrar ediyor, anlamazsan geliyor ama
olabilir bir mahsuru yok. Onların ortalamasından çıkarabilirsin. Yani bakıp
doğruyu onların ortalamasından, birde sözlüğe bakarak çıkarabilirsin. O iyi
yani öyle olmasında bir mahsur yok.
ADNAN OKTAR: Evet
VTR: Dünyada
iyilerin sayısı neden az?
ADNAN OKTAR: Ah
canımın içi, ah nasıl güzel olmuş şapkan, nasıl güzel yakışmış. Bir de, çok çok
çok güzelsin. Gözler, burun, yüzün yani çok çok güzel. Bir kere, sonsuz
yaşayacağız yani bunu kafana koy. Ve cennette de beraber olacağız inşaAllah. Allah
seni cennette bana arkadaş, dost etsin. Burada ne olacak en fazla üç beş on
sene yaşanıyor ama ahirette sonsuza kadar yaşayacağız. Ve bundan kat kat daha
güzel olacaksın. Düşün, şu güzelliğine bak, şu güzelliğinle zaten nefes
kesiyorsun ve bunun kat kat güzel olacaksın MaşaAllah.
Güzel yüzlüm, o benim de dikkatimi çekiyor. Son zamanlarda
dikkatimi çekti. Yani iyi insan herhalde parmakla sayılıyor. Çok az oluyor. O,
imtihanın bir şartı, onu anlıyoruz. Ben Kur'an'da, onu okuyordum ama herhalde o
geçmişte olmuştur diye düşünmüştüm; çünkü Musa devrine bakıyoruz, iman eden yok
gibi bir şey. Bir tek kardeşime ben sahip çıkabiliyorum diyor. Bir de gençler
var çok az bir sayıda genç. Onlar iman ediyorlar. Nuh’a bakıyoruz, kimse iman
ettiği yok. Oğlu söz dinlemiyor dinsiz. Çok az bir mümin topluluğu var gemide onunla
beraber. İbrahim'e bakıyoruz, çok küçük bir topluluk var etrafında. İsa mesih'e
bakıyoruz, toplam 12 kişi; yani az. Mehdiye bakıyoruz, 313 kişi, yani dünya
milyarlar, 313 kişi.
İmtihanın genel özelliği bu demek ki. Dünyanın genel
özelliği bu ama biz şöyle bakalım. Mesela biz, muhatap olduğumuzda,
gördüğümüzde Allah bize güzel bir dünya yaratıyorsa tamam. Allah, bizi seçmiş
demektir. Güzel bir şey. Mesela sen, bak sen de güzel bir kızsın. Allah seni,
seçmiş. Ne güzel bak bunu fark edecek durumdasın. Fark edecek durumda olman,
senin seçilmiş olduğunu gösteriyor. O zaman, iyilerle beraber ol. Sadece
iyileri ara, güzel insanları ara. Allah seni, kötülerden uzak tutsun. Daima
iyilerle beraber etsin, hep iyilik, güzellik peşinde olmanı Allah sana ihsan
etsin. Seni çok sevdim ben. Çok güzelsin. İnşaAllah böyle sağlık, sıhhatli,
uzun ömür de yaşarsın. Cennete de beraber arkadaş oluruz inşaAllah.
GÜLEN BATURALP: Birbirini
taklit eden ufaklıklar var. İkisi de zıplıyor.
ADNAN OKTAR: Aklı
gidiyor iyice. Heyecandan delirecek gibi. Bak, onun zıplamasını taklit ediyor.
Bayağı eğlence çıkmış.
Evet, dinliyorum.
ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı
Erdoğan, Beylerbeyi Sarayı'nda çok sayıda sanatçıyı kabul etti. Sanatçılar,
özellikle Zeytin Dalı Harekatı ve terörle mücadelede görev alan güvenlik
güçlerine verdikleri desteği ifade ettiler. Ayrıca, bu vesileyle Cumhurbaşkanı
Erdoğan'ın da doğum gününü kutladılar.
ADNAN OKTAR: Şimdi
sanatçıları tek tek bir göster. Yaklaştırarak göster.
ASLI HANTAL: Ajda
Pekkan, Hülya Koçyiğit, Cengiz Kurtoğlu, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Serdar
Gökhan, Burak Hakkı, Demet Tuncer, Orhan Gencebay.
ADNAN OKTAR: Sanatçı
pek kalmadı. O bayağı ürkütücü bir şey. Yani sanatçı kalmamış olması, ahir
zamanın bir özelliği. Bir tek Türkiye'de değil, Avrupa'da da sanatçı kalmadı.
Arap ülkelerinde, hiçbir yerde sanatçı kalmadı. Bu, deccaliyetin ne kadar azgın
ve acımasız olduğunu gösteren net delillerden birisi. Sanatçı yok ya. Resim
sanatçısı yok, heykel sanatçısı yok, müzisyenler kalmadı, sanatçı yok. Mesela
bak Türk Sanat Müziği, hiçbir parça icra edilmiyor, yok. Hiçbir yeni parça
olmuyor, hiçbir şey olmuyor. Bütün dünya dondu. Bu işte deccal'in azgınlığını
ve zalimliğini göstermesi bakımından imza gibi. Çok açık, sarih.
Evet, dinliyorum.
ASLI HANTAL: Evet,
izleyici sorumuz var.
VTR: Anne babalar
niye çocuklarına sevgiyi öğretmiyor?
ADNAN OKTAR: Ah
benim canımın içi, Ah benim güzel yüzlüm. Aslında bu çok acı ya benim bildiğim.
Ben görüyordum anneler, babalar, çocuklarına sevgi değil, hiçbir şey öğretmiyorlar.
Kendi hallerine bırakıyorlar. Ben köye de giderdim, bakardım Tokat’ta,
Turhal'da falan kaldım. Öyle bir konu yok. Sevgi öğretme şurada dursun, hiçbir
şey öğretmiyorlar. Hepsi demem tabii, hepsi demem ama büyük bir kesim böyle. Bu
da ahir zamanın, deccaliyetin facialarından birisi. Çocuğun en büyük ihtiyacı,
sevgidir. Onu nasıl öğretmezsin ona? Sevgiye son derece aç olması lazım.
Muazzam yetiştirmen lazım. Sevgiyi, tutku'yu, aşkı, bütün yönleriyle; bütün
detaylarıyla nasıl ulaşabileceğini ve nasıl yaşayabileceğini, en çok ihtiyacı
olan şeyi ona öğretmek gerekir. Ne Allah sevgisini öğretiyor, ne Allah korkusunu
öğretiyor. Öğretirse de hurafe öğretiyor. Yani facia. Mehdiyet’in her yönden
ihtiyaç olduğunu, Allah bize bu yönden de gösteriyor. Ben güzel yüzlümü bir
daha dinleyeyim.
VTR: Anne babalar
niye çocuklarına sevgiyi öğretmiyor?
ADNAN OKTAR: Dünyalar
güzeli, Allah seni cennette bana dost etsin, Arkadaş etsin. Doya doya sevgiyi
yaşayacaksın cennette. Cennette çok çok daha güzelsin, zaten güzelsin ama
cennette çok daha güzelsin. Allah kalbine huzur versin canımın içi. İnşaAllah
hep iyilerle beraber olursun, seni sevenlerle beraber olursun. Allah seni
koruyup kollasın, hep mutlu, sevinçli yaşamanı sana nasip etsin inşaAllah.
VTR: Uzun
yolculuk yapmayı sever misiniz?
ADNAN OKTAR: Uzun
yolculuk güzel de yakışıklım, yani gidecek yol güzergahı çok önemli; mevsim
önemli, bir kere meyve sebze mevsiminde gideceksin yolculuğa. Yani ne zaman?
Haziran sonu gibi. Haziran sonu gibi Evet, iyi olur. Veya haziranın ortası gibi
de olabilir. Yavaş yavaş yavaş yavaş, geze geze gideceksin. Biz mesela
Amasya'dan geçiyorduk, hiç unutmam elimi uzatınca elma ağacına elim değiyordu. Elmaları
koca koca. Elmalar, otobüsün penceresinden elimi uzatınca değiyordu. O tarz
gezme olur ama şey olması gerekiyor işte, velayet sistemi olacak. Selamün
aleyküm ben geldim diyeceksin. Mesela köyde öyle. Bizi köyde çok severlerdi,
herkes davet ederdi. Mesela biz köyde gezip gezinirken, hemen evlerine davet
ederlerdi. Gelin “Volibak” yaptık falan, gelin beraber yiyelim. Mesela tavuk
yapılmış olur, biz Ankara'dan geldiğimiz için böyle ayrı bir statümüz vardı. Acayip
seviyorlardı, her yerde çok hürmet edilirdi.
Ama sevgiyle orası güzel, yoksa köyde sevgi olmazsa köy çekilmez.
Evet, bir daha
VTR: Uzun
yolculuk yapmayı sever misiniz?
ADNAN OKTAR: Yakışıklım
tip, çok modern. Baya kaliteli, güzel görünümlüsün. Bir de modern olduğun için,
iyi niyetli göründüğün için, seni seven çok olur. Dost canlısı iyi bir insana
benziyorsun. Allah sana cennet nasip etsin, cennette de Allah arkadaş etsin.
Denizden de olur, denizden. Uçak çok gereksiz. Biniyorsun, yarım
saat, 2 saat sonra tak oradasın. Olur mu kardeşim? Yavaş yavaş, geze geze,
göreceksin. Orhan Baba'dan şarkıyı koyacaksın, böyle püfür püfür, kolun
dışarıda, böyle yan oturacaksın arabaya böyle değil mi? Tost most falan yiyerek
böyle. Benzinlikte duracaksın, çay molası vereceksin. Güzel beyaz peynir falan.
Ondan sonra temiz hava alacaksın, şöyle bir manzarayı göreceksin....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder