24 Ekim 2018 Çarşamba

Adnan Oktar'ın 26 şubat 2018, tarihli sohbetinden (50.00-1.05.00 dakikalar arası)


Adnan Oktar'ın 26 şubat 2018, tarihli sohbetinden 

Evet, dinliyorum.

VTR: Mealler neden farklıdır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, o şaşırtıcı tabii. Mesela açıkça anlamı belli oluyor ama buna rağmen bazen bilmişlik yapıyorlar, kendi kafasında ısrar ediyor, anlamazsan geliyor ama olabilir bir mahsuru yok. Onların ortalamasından çıkarabilirsin. Yani bakıp doğruyu onların ortalamasından, birde sözlüğe bakarak çıkarabilirsin. O iyi yani öyle olmasında bir mahsur yok.

ADNAN OKTAR: Evet

VTR: Dünyada iyilerin sayısı neden az?

ADNAN OKTAR: Ah canımın içi, ah nasıl güzel olmuş şapkan, nasıl güzel yakışmış. Bir de, çok çok çok güzelsin. Gözler, burun, yüzün yani çok çok güzel. Bir kere, sonsuz yaşayacağız yani bunu kafana koy. Ve cennette de beraber olacağız inşaAllah. Allah seni cennette bana arkadaş, dost etsin. Burada ne olacak en fazla üç beş on sene yaşanıyor ama ahirette sonsuza kadar yaşayacağız. Ve bundan kat kat daha güzel olacaksın. Düşün, şu güzelliğine bak, şu güzelliğinle zaten nefes kesiyorsun ve bunun kat kat güzel olacaksın MaşaAllah.
Güzel yüzlüm, o benim de dikkatimi çekiyor. Son zamanlarda dikkatimi çekti. Yani iyi insan herhalde parmakla sayılıyor. Çok az oluyor. O, imtihanın bir şartı, onu anlıyoruz. Ben Kur'an'da, onu okuyordum ama herhalde o geçmişte olmuştur diye düşünmüştüm; çünkü Musa devrine bakıyoruz, iman eden yok gibi bir şey. Bir tek kardeşime ben sahip çıkabiliyorum diyor. Bir de gençler var çok az bir sayıda genç. Onlar iman ediyorlar. Nuh’a bakıyoruz, kimse iman ettiği yok. Oğlu söz dinlemiyor dinsiz. Çok az bir mümin topluluğu var gemide onunla beraber. İbrahim'e bakıyoruz, çok küçük bir topluluk var etrafında. İsa mesih'e bakıyoruz, toplam 12 kişi; yani az. Mehdiye bakıyoruz, 313 kişi, yani dünya milyarlar, 313 kişi.
İmtihanın genel özelliği bu demek ki. Dünyanın genel özelliği bu ama biz şöyle bakalım. Mesela biz, muhatap olduğumuzda, gördüğümüzde Allah bize güzel bir dünya yaratıyorsa tamam. Allah, bizi seçmiş demektir. Güzel bir şey. Mesela sen, bak sen de güzel bir kızsın. Allah seni, seçmiş. Ne güzel bak bunu fark edecek durumdasın. Fark edecek durumda olman, senin seçilmiş olduğunu gösteriyor. O zaman, iyilerle beraber ol. Sadece iyileri ara, güzel insanları ara. Allah seni, kötülerden uzak tutsun. Daima iyilerle beraber etsin, hep iyilik, güzellik peşinde olmanı Allah sana ihsan etsin. Seni çok sevdim ben. Çok güzelsin. İnşaAllah böyle sağlık, sıhhatli, uzun ömür de yaşarsın. Cennete de beraber arkadaş oluruz inşaAllah.

GÜLEN BATURALP: Birbirini taklit eden ufaklıklar var. İkisi de zıplıyor.

ADNAN OKTAR: Aklı gidiyor iyice. Heyecandan delirecek gibi. Bak, onun zıplamasını taklit ediyor. Bayağı eğlence çıkmış.
Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beylerbeyi Sarayı'nda çok sayıda sanatçıyı kabul etti. Sanatçılar, özellikle Zeytin Dalı Harekatı ve terörle mücadelede görev alan güvenlik güçlerine verdikleri desteği ifade ettiler. Ayrıca, bu vesileyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da doğum gününü kutladılar.

ADNAN OKTAR: Şimdi sanatçıları tek tek bir göster. Yaklaştırarak göster.

ASLI HANTAL: Ajda Pekkan, Hülya Koçyiğit, Cengiz Kurtoğlu, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Serdar Gökhan, Burak Hakkı, Demet Tuncer, Orhan Gencebay.

ADNAN OKTAR: Sanatçı pek kalmadı. O bayağı ürkütücü bir şey. Yani sanatçı kalmamış olması, ahir zamanın bir özelliği. Bir tek Türkiye'de değil, Avrupa'da da sanatçı kalmadı. Arap ülkelerinde, hiçbir yerde sanatçı kalmadı. Bu, deccaliyetin ne kadar azgın ve acımasız olduğunu gösteren net delillerden birisi. Sanatçı yok ya. Resim sanatçısı yok, heykel sanatçısı yok, müzisyenler kalmadı, sanatçı yok. Mesela bak Türk Sanat Müziği, hiçbir parça icra edilmiyor, yok. Hiçbir yeni parça olmuyor, hiçbir şey olmuyor. Bütün dünya dondu. Bu işte deccal'in azgınlığını ve zalimliğini göstermesi bakımından imza gibi. Çok açık, sarih.
Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Evet, izleyici sorumuz var.

VTR: Anne babalar niye çocuklarına sevgiyi öğretmiyor?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi, Ah benim güzel yüzlüm. Aslında bu çok acı ya benim bildiğim. Ben görüyordum anneler, babalar, çocuklarına sevgi değil, hiçbir şey öğretmiyorlar. Kendi hallerine bırakıyorlar. Ben köye de giderdim, bakardım Tokat’ta, Turhal'da falan kaldım. Öyle bir konu yok. Sevgi öğretme şurada dursun, hiçbir şey öğretmiyorlar. Hepsi demem tabii, hepsi demem ama büyük bir kesim böyle. Bu da ahir zamanın, deccaliyetin facialarından birisi. Çocuğun en büyük ihtiyacı, sevgidir. Onu nasıl öğretmezsin ona? Sevgiye son derece aç olması lazım. Muazzam yetiştirmen lazım. Sevgiyi, tutku'yu, aşkı, bütün yönleriyle; bütün detaylarıyla nasıl ulaşabileceğini ve nasıl yaşayabileceğini, en çok ihtiyacı olan şeyi ona öğretmek gerekir. Ne Allah sevgisini öğretiyor, ne Allah korkusunu öğretiyor. Öğretirse de hurafe öğretiyor. Yani facia. Mehdiyet’in her yönden ihtiyaç olduğunu, Allah bize bu yönden de gösteriyor. Ben güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Anne babalar niye çocuklarına sevgiyi öğretmiyor?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzeli, Allah seni cennette bana dost etsin, Arkadaş etsin. Doya doya sevgiyi yaşayacaksın cennette. Cennette çok çok daha güzelsin, zaten güzelsin ama cennette çok daha güzelsin. Allah kalbine huzur versin canımın içi. İnşaAllah hep iyilerle beraber olursun, seni sevenlerle beraber olursun. Allah seni koruyup kollasın, hep mutlu, sevinçli yaşamanı sana nasip etsin inşaAllah.

VTR: Uzun yolculuk yapmayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Uzun yolculuk güzel de yakışıklım, yani gidecek yol güzergahı çok önemli; mevsim önemli, bir kere meyve sebze mevsiminde gideceksin yolculuğa. Yani ne zaman? Haziran sonu gibi. Haziran sonu gibi Evet, iyi olur. Veya haziranın ortası gibi de olabilir. Yavaş yavaş yavaş yavaş, geze geze gideceksin. Biz mesela Amasya'dan geçiyorduk, hiç unutmam elimi uzatınca elma ağacına elim değiyordu. Elmaları koca koca. Elmalar, otobüsün penceresinden elimi uzatınca değiyordu. O tarz gezme olur ama şey olması gerekiyor işte, velayet sistemi olacak. Selamün aleyküm ben geldim diyeceksin. Mesela köyde öyle. Bizi köyde çok severlerdi, herkes davet ederdi. Mesela biz köyde gezip gezinirken, hemen evlerine davet ederlerdi. Gelin “Volibak” yaptık falan, gelin beraber yiyelim. Mesela tavuk yapılmış olur, biz Ankara'dan geldiğimiz için böyle ayrı bir statümüz vardı. Acayip seviyorlardı, her yerde çok hürmet edilirdi.  Ama sevgiyle orası güzel, yoksa köyde sevgi olmazsa köy çekilmez.
Evet, bir daha

VTR: Uzun yolculuk yapmayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım tip, çok modern. Baya kaliteli, güzel görünümlüsün. Bir de modern olduğun için, iyi niyetli göründüğün için, seni seven çok olur. Dost canlısı iyi bir insana benziyorsun. Allah sana cennet nasip etsin, cennette de Allah arkadaş etsin.
Denizden de olur, denizden. Uçak çok gereksiz. Biniyorsun, yarım saat, 2 saat sonra tak oradasın. Olur mu kardeşim? Yavaş yavaş, geze geze, göreceksin. Orhan Baba'dan şarkıyı koyacaksın, böyle püfür püfür, kolun dışarıda, böyle yan oturacaksın arabaya böyle değil mi? Tost most falan yiyerek böyle. Benzinlikte duracaksın, çay molası vereceksin. Güzel beyaz peynir falan. Ondan sonra temiz hava alacaksın, şöyle bir manzarayı göreceksin....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder