16 Ekim 2018 Salı

Adnan Oktar'ın 1 mayıs 2018 tarihli sohbetinin 1.15.00-1.30.00 arası olan kısmı.


Adnan Oktar'ın 1 mayıs 2018 tarihli sohbetinden

VTR: Hayatı seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Hayatı, Allah'ı seviyorum. Allah'ın sevince zaten sonsuzluk, aklı başında bir insanın isteyeceği bir güzelliktir. Allah'ı sevince, her şeyi seversin. Dolayısıyla hayatı da seversin ama Allah'ı sevmiyorsan hayatın anlamı yok. Hayat, cehenneme döner yani ölü gibi yaşarsın.
Evet, dinliyorum.

VTR: Neden isminizi değiştirme gereği duydunuz?

ADNAN OKTAR: Harun Yahya'yı kastediyor değil mi? Harun, Hz. Musa'nın yardımcısı, Yahya da İsa Mesih'in yardımcısı. Ben de Resulullah'a yardımcı olan naçiz bir kul olduğumu düşünüyorum, onu anlatan sembolik bir isim Harun ve Yahya. “Harun Yahya” ama Tevrat'ta o kadar çok geçmesi hayret, Harun Yahya isminin. Yani şifreli olarak çok geçiyor.
Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Geçtiğimiz hafta New York'ta düzenlenen Yahudi Liderler Toplantısına katılan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Filistin ve İsrail toplumu arasında yıllardır süregelen çatışma ve gerginliğin artık bitmesi gerektiğini vurguladı. Selman: Filistinlilerin artık ya barışması ya da çenelerini kapatmasının daha iyi olacağını belirterek herkesi şaşırttı. Son 40 Yıldır Filistinlilere birçok fırsat sunuldu, ancak onlar tüm önerileri ellerinin tersiyle itti. Şimdi Filistinliler için teklifleri kabul etme ve anlaşma masasına gelme zamanı. Bunların hiçbirine de yapmıyorlarsa çenelerini de kapatıp sızlanmayı bıraksınlar dedi.

ADNAN OKTAR: Hoppala yani hayır, barış'ı teşvik etmesi, savaşın durmasını istemesi güzel de o tarz böyle aşağılayan bir ifade onları mahcup eder tabi, çok rencide eder. Çok güzel gidiyor bence, daha hoş ifadelerle ifade ederse anlatacaklarını, daha güzel olur.
Miraç'ta Hz. Peygamber, 5. kata yükseltiliyor, Cebrail kapıyı çalıyor, kapının bekçisi ile aralarında konuşma geçiyor. Kapıyı açıp içeri girdiğinde 5. katta “Harun ve Yahya” bulunuyor.
Evet, bu ikisi Hz. Peygamber'e selam veriyor, merhaba hoş geldin diyorlar. Sonra 6. Kata yükseltilmiştir diyor. (Fütuhat’ı Mekkiye, Mehdi Risalesi İbn’i Arabi.) Bunu, İbni Arabi özel Bir bölüm olarak almış, sırf bu bölümü. Yani bak, halbuki birçok Peygamber ile görüşmüş ama bunu sadece bölüm olarak almış. Bak, Miraç'ta Hz. Peygamber 5. kata yükseltiliyor, Cebrail kapıyı çalıyor, kapının bekçisi ile aralarında konuşma geçiyor. Kapı açılıyor, içeriye girdiklerinde 5. katta “Harun ve Yahya” bulunuyor. O ikisi Hz. Peygamber’e (sav) selam veriyor, yani merhaba ve hoş geldin diyorlar.
Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce darbeler son buldu mu?

ADNAN OKTAR: Türkiye için, Orta Doğu Ülkesi için, biraz zor tabi. Darbe bir gelenek, Abdülhamid devrinden beri bir gelenek ve çok riskli, çok yanlış bir yöntem tabi. Halbuki demokratik bir yöntem, akılcı olandır. Yani darbe anormal bir hareket. Fakat darbeye karşı, ben daha önce de söyledim “tedbir alırsın” dedim. Onu yeniden vurgulamak lazım. Bir kere, askere “adam öldür” dendiğinde, askerin bunu dinlememesi gerekir. Yani böyle emir olmaz. Çünkü cinayete teşvik var. Orada onun subayı, suçlu konumuna düşmüş oluyor, subaya karşı tavır alması lazım yani tutuklaması lazım. Çünkü subayın, subaylığı gitmiş oluyor o zaman. Klasik katil olmuş oluyor. Adam öldür diyen adam katildir, onun tutuklanması gerekir. O subaya itaat edilmez. Ayrıca tank mank. Kardeşim, tankın çıkart aküsünü, sök kablosunu. Niye çalıştırıyorsun ya, ne mecburiyetin var, niye uçağı kaldırıyorsun? Sök kablosunu kalsın, dursun. Yahut niye benzin veriyorsun? Yani herkes elinden geleni yaparsa darbe hiçbir şekilde olmaz. Bir de çok kalabalık olması lazım, sokağa herkesin çıkması lazım. O zaman darbe zaten felç olur. Yani evinde… Ya kardeşim seni gelir evinden alırlar, aklını başına al, evde olur mu? Çık sokağa. Herkesin sokakta olması lazım. O zaman darbe felç olur, ilerleyemez, hiçbir şey yapamaz. Çünkü halk karşı olmuş oluyor. Halkın karşı olduğuna bakarak, görerek daha hala darbe diye bir şey olmaz.
Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yanakları sevimli bir kedi.

ADNAN OKTAR: Ben yanlış mı görüyorum ya? Şahane.
Tamam, şimdi kısa bir ara verelim sonra devam edelim.

GÖRKEM: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.
GÖRKEM: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne mutlu.
Müzik

ADNAN OKTAR: Biz bu fasılı yeniden getirelim. Serbest yani klarnetle, kemanla serbest fasıl yapacaklar. Sözlü olmasına gerek yok. Var ya müzik aralarında oluyor böyle fasıllar, değil mi? Özel bir şeyi yok onun özel bir kanun yok. Mesela Türk sanat müziği söylüyor ama arada birden fasıla giriyor, o tarz fasıl istiyoruz. Fasılda klarnet çok hayatidir. Darbuka, zil, efendim bir de davul iyidir. Yani davul, daha olayın nezaketine uygun olur. Klarnete ne gider arada? Onun dengesini sağlamak için de “ud” iyi olur.
Evet, veyahut kanun, kanun. Kanun, klarnet, darbuka, zil ve davul. Evet, yalnız yani serbest oyun havaları. Bu özel bir anlamı yok ki. O anda içinden ne gelir geliyorsa o olur, o kadar çok fazla örnek gösterebiliriz.
Evet, dinliyorum.

VTR: Trafik kazalarını nasıl durdurabiliriz?

ADNAN OKTAR: Trafik kazalarını durdurmak için yakışıklım, tek yönlü yollar gerekiyor. Bir de geniş asfalt gerekiyor, geniş cadde gerekiyor. Tek yol var, arabaların biri gidiyor, biri geliyor yani çarpışmaması mucize. Mesela biz yolda giderken, bugün düşündüm yani mucize. Biz ara yoldan çıkıyoruz anayola, trafik lambası falan yok. Karşıya ben bir ayna koydurdum, oradan istifade ile biraz bir şeyler oluyor. Arabalar vızır vızır, zor bela dengeyi sağlıyoruz. Her seferinde öyle ucu ucuna. Yani onların insafına kalmış oluyor, böyle bir şey olmaz. Geniş, ferah yollar olması lazım. Bir de sürat olmaması gerekiyor. Yani sürat olduğunda mecburen kaza olur. Mesela düşünüyorum, biz Mercedes ile gidiyoruz, 220-230 larda gidiyorduk. Yani eğer tekerlek herhangi bir şekilde fırlasa falan araba, en az 20 takla atar yani 10-15 takla atar. Hiç şakası olmaz. Yahut yola bir hayvan falan sıçradığını düşün, araba mutlaka savrulur. Diyorum ya bir köpek falan çıktığını düşün, dana falan da fırlayabilir. Arabanın orada savrulmaması mümkün değil ve bütün arabalar birbirine girer. Yani sürat te kaçınılmaz olay. Tabi bu şehirler arası yoldaydı yıllar önce. Yani en az 25 yıl olmuştur, 20-25 yıl olmuştur. Şehirlerarası. Yine olmaz.
Evet, dinliyorum.

VTR: Peygamberimiz etkileyici miydi?

ADNAN OKTAR: Peygamberimizi hiç anlatmıyorlar. Halbuki o devrin en yakışıklı delikanlısıydı. Bak, Hz. Hatice hiç kimseyle evlenmedi. Yüzlerce kişi ona evlilik teklif etti. Oranın en yakışıklı delikanlıları teklif etti, en zenginleri etti, hiçbir hiçbirini kabul etmedi ama Resullah’ı gördüğünde âşık oldu Hz. Hatice. Kardeşim, öyle anlatılır gibi değil. Gözler simsiyah, beyazı bembeyaz böyle. Zaten bakan, yani aklını atıyor neredeyse yani heyecandan dayanamıyor. Mesela kirpikleri uzun ve kıvrık, iki taraftan. Yani özel kirpikleri. Yukarı doğru kıvrık, aşağı tarafında alt kısımda kirpik zayıf olur ama peygamberimizde güçlü o. Hz. Hasan ve Hüseyin de de hepsinde var. Yani torunlarına da geçmiş. Mesela iri bir dudak, etli de dudakları Peygamberimizin (sav). Dişleri bembeyaz, süt beyaz. Omuzları, pehlivandı zaten peygamberimiz (sav). Yani Ağırsıklet güreşçileriyle güreşen pehlivandı. Kolları kalın, elleri de öyleydi, iri elli. Ayakları da iri, kemikleri falan güçlü çok. Tabi burnu, küçük ve doğan böyle çekme burunluydu. Sakallar pırıl pırıl simsiyah böyle çok güzel, düzgün, kibar. Saçlar, iki taraftan örgülü, 3 örgü burada, 3 örgü burada. Pırıl pırıl yani bebek gibi zaten yüzü çocuk yüzü gibi acayip güzel. Eti, bebek eti gibi çok. Son derece yani çocukluğundan itibaren temiz. Hz. Hatice görünce âşık oluyor. Hz. Hatice, teklif ediyor evliliği. Tabi, o teklif ediyor evlenelim diye. Peygamberimiz’de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder