Adnan Oktar'ın 1 mayıs 2018 tarihli sohbetinden
VTR: Hayatı
seviyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hayatı,
Allah'ı seviyorum. Allah'ın sevince zaten sonsuzluk, aklı başında bir insanın
isteyeceği bir güzelliktir. Allah'ı sevince, her şeyi seversin. Dolayısıyla
hayatı da seversin ama Allah'ı sevmiyorsan hayatın anlamı yok. Hayat, cehenneme
döner yani ölü gibi yaşarsın.
Evet, dinliyorum.
VTR: Neden
isminizi değiştirme gereği duydunuz?
ADNAN OKTAR: Harun
Yahya'yı kastediyor değil mi? Harun, Hz. Musa'nın yardımcısı, Yahya da İsa
Mesih'in yardımcısı. Ben de Resulullah'a yardımcı olan naçiz bir kul olduğumu
düşünüyorum, onu anlatan sembolik bir isim Harun ve Yahya. “Harun Yahya” ama
Tevrat'ta o kadar çok geçmesi hayret, Harun Yahya isminin. Yani şifreli olarak
çok geçiyor.
Evet, dinliyorum.
GÖRKEM ERDOĞAN: Geçtiğimiz
hafta New York'ta düzenlenen Yahudi Liderler Toplantısına katılan Suudi
Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Filistin ve İsrail toplumu
arasında yıllardır süregelen çatışma ve gerginliğin artık bitmesi gerektiğini
vurguladı. Selman: Filistinlilerin artık ya barışması ya da çenelerini
kapatmasının daha iyi olacağını belirterek herkesi şaşırttı. Son 40 Yıldır Filistinlilere
birçok fırsat sunuldu, ancak onlar tüm önerileri ellerinin tersiyle itti. Şimdi
Filistinliler için teklifleri kabul etme ve anlaşma masasına gelme zamanı. Bunların
hiçbirine de yapmıyorlarsa çenelerini de kapatıp sızlanmayı bıraksınlar dedi.
ADNAN OKTAR: Hoppala
yani hayır, barış'ı teşvik etmesi, savaşın durmasını istemesi güzel de o tarz
böyle aşağılayan bir ifade onları mahcup eder tabi, çok rencide eder. Çok güzel
gidiyor bence, daha hoş ifadelerle ifade ederse anlatacaklarını, daha güzel
olur.
Miraç'ta Hz. Peygamber, 5. kata yükseltiliyor, Cebrail
kapıyı çalıyor, kapının bekçisi ile aralarında konuşma geçiyor. Kapıyı açıp
içeri girdiğinde 5. katta “Harun ve Yahya” bulunuyor.
Evet, bu ikisi Hz. Peygamber'e selam veriyor, merhaba hoş
geldin diyorlar. Sonra 6. Kata yükseltilmiştir diyor. (Fütuhat’ı Mekkiye, Mehdi
Risalesi İbn’i Arabi.) Bunu, İbni Arabi özel Bir bölüm olarak almış, sırf bu
bölümü. Yani bak, halbuki birçok Peygamber ile görüşmüş ama bunu sadece bölüm
olarak almış. Bak, Miraç'ta Hz. Peygamber 5. kata yükseltiliyor, Cebrail kapıyı
çalıyor, kapının bekçisi ile aralarında konuşma geçiyor. Kapı açılıyor, içeriye
girdiklerinde 5. katta “Harun ve Yahya” bulunuyor. O ikisi Hz. Peygamber’e
(sav) selam veriyor, yani merhaba ve hoş geldin diyorlar.
Evet, dinliyorum.
VTR: Sizce
darbeler son buldu mu?
ADNAN OKTAR: Türkiye
için, Orta Doğu Ülkesi için, biraz zor tabi. Darbe bir gelenek, Abdülhamid
devrinden beri bir gelenek ve çok riskli, çok yanlış bir yöntem tabi. Halbuki
demokratik bir yöntem, akılcı olandır. Yani darbe anormal bir hareket. Fakat
darbeye karşı, ben daha önce de söyledim “tedbir alırsın” dedim. Onu yeniden
vurgulamak lazım. Bir kere, askere “adam öldür” dendiğinde, askerin bunu
dinlememesi gerekir. Yani böyle emir olmaz. Çünkü cinayete teşvik var. Orada onun
subayı, suçlu konumuna düşmüş oluyor, subaya karşı tavır alması lazım yani
tutuklaması lazım. Çünkü subayın, subaylığı gitmiş oluyor o zaman. Klasik katil
olmuş oluyor. Adam öldür diyen adam katildir, onun tutuklanması gerekir. O
subaya itaat edilmez. Ayrıca tank mank. Kardeşim, tankın çıkart aküsünü, sök
kablosunu. Niye çalıştırıyorsun ya, ne mecburiyetin var, niye uçağı
kaldırıyorsun? Sök kablosunu kalsın, dursun. Yahut niye benzin veriyorsun? Yani
herkes elinden geleni yaparsa darbe hiçbir şekilde olmaz. Bir de çok kalabalık
olması lazım, sokağa herkesin çıkması lazım. O zaman darbe zaten felç olur.
Yani evinde… Ya kardeşim seni gelir evinden alırlar, aklını başına al, evde
olur mu? Çık sokağa. Herkesin sokakta olması lazım. O zaman darbe felç olur,
ilerleyemez, hiçbir şey yapamaz. Çünkü halk karşı olmuş oluyor. Halkın karşı
olduğuna bakarak, görerek daha hala darbe diye bir şey olmaz.
Evet, dinliyorum.
GÖRKEM ERDOĞAN: Yanakları
sevimli bir kedi.
ADNAN OKTAR: Ben
yanlış mı görüyorum ya? Şahane.
Tamam, şimdi kısa bir ara verelim sonra devam edelim.
GÖRKEM: Yayınımıza
kısa bir ara veriyoruz.
GÖRKEM: Yayınımıza
devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ne güzel
ne mutlu.
Müzik
ADNAN OKTAR: Biz
bu fasılı yeniden getirelim. Serbest yani klarnetle, kemanla serbest fasıl
yapacaklar. Sözlü olmasına gerek yok. Var ya müzik aralarında oluyor böyle
fasıllar, değil mi? Özel bir şeyi yok onun özel bir kanun yok. Mesela Türk
sanat müziği söylüyor ama arada birden fasıla giriyor, o tarz fasıl istiyoruz. Fasılda
klarnet çok hayatidir. Darbuka, zil, efendim bir de davul iyidir. Yani davul,
daha olayın nezaketine uygun olur. Klarnete ne gider arada? Onun dengesini
sağlamak için de “ud” iyi olur.
Evet, veyahut kanun, kanun. Kanun, klarnet, darbuka, zil ve
davul. Evet, yalnız yani serbest oyun havaları. Bu özel bir anlamı yok ki. O
anda içinden ne gelir geliyorsa o olur, o kadar çok fazla örnek gösterebiliriz.
Evet, dinliyorum.
VTR: Trafik
kazalarını nasıl durdurabiliriz?
ADNAN OKTAR: Trafik
kazalarını durdurmak için yakışıklım, tek yönlü yollar gerekiyor. Bir de geniş
asfalt gerekiyor, geniş cadde gerekiyor. Tek yol var, arabaların biri gidiyor,
biri geliyor yani çarpışmaması mucize. Mesela biz yolda giderken, bugün
düşündüm yani mucize. Biz ara yoldan çıkıyoruz anayola, trafik lambası falan
yok. Karşıya ben bir ayna koydurdum, oradan istifade ile biraz bir şeyler
oluyor. Arabalar vızır vızır, zor bela dengeyi sağlıyoruz. Her seferinde öyle
ucu ucuna. Yani onların insafına kalmış oluyor, böyle bir şey olmaz. Geniş, ferah
yollar olması lazım. Bir de sürat olmaması gerekiyor. Yani sürat olduğunda
mecburen kaza olur. Mesela düşünüyorum, biz Mercedes ile gidiyoruz, 220-230
larda gidiyorduk. Yani eğer tekerlek herhangi bir şekilde fırlasa falan araba,
en az 20 takla atar yani 10-15 takla atar. Hiç şakası olmaz. Yahut yola bir hayvan
falan sıçradığını düşün, araba mutlaka savrulur. Diyorum ya bir köpek falan
çıktığını düşün, dana falan da fırlayabilir. Arabanın orada savrulmaması mümkün
değil ve bütün arabalar birbirine girer. Yani sürat te kaçınılmaz olay. Tabi bu
şehirler arası yoldaydı yıllar önce. Yani en az 25 yıl olmuştur, 20-25 yıl
olmuştur. Şehirlerarası. Yine olmaz.
Evet, dinliyorum.
VTR: Peygamberimiz
etkileyici miydi?
ADNAN OKTAR: Peygamberimizi
hiç anlatmıyorlar. Halbuki o devrin en yakışıklı delikanlısıydı. Bak, Hz.
Hatice hiç kimseyle evlenmedi. Yüzlerce kişi ona evlilik teklif etti. Oranın en
yakışıklı delikanlıları teklif etti, en zenginleri etti, hiçbir hiçbirini kabul
etmedi ama Resullah’ı gördüğünde âşık oldu Hz. Hatice. Kardeşim, öyle anlatılır
gibi değil. Gözler simsiyah, beyazı bembeyaz böyle. Zaten bakan, yani aklını
atıyor neredeyse yani heyecandan dayanamıyor. Mesela kirpikleri uzun ve kıvrık,
iki taraftan. Yani özel kirpikleri. Yukarı doğru kıvrık, aşağı tarafında alt
kısımda kirpik zayıf olur ama peygamberimizde güçlü o. Hz. Hasan ve Hüseyin de
de hepsinde var. Yani torunlarına da geçmiş. Mesela iri bir dudak, etli de
dudakları Peygamberimizin (sav). Dişleri bembeyaz, süt beyaz. Omuzları, pehlivandı
zaten peygamberimiz (sav). Yani Ağırsıklet güreşçileriyle güreşen pehlivandı. Kolları
kalın, elleri de öyleydi, iri elli. Ayakları da iri, kemikleri falan güçlü çok.
Tabi burnu, küçük ve doğan böyle çekme burunluydu. Sakallar pırıl pırıl simsiyah
böyle çok güzel, düzgün, kibar. Saçlar, iki taraftan örgülü, 3 örgü burada, 3
örgü burada. Pırıl pırıl yani bebek gibi zaten yüzü çocuk yüzü gibi acayip
güzel. Eti, bebek eti gibi çok. Son derece yani çocukluğundan itibaren temiz.
Hz. Hatice görünce âşık oluyor. Hz. Hatice, teklif ediyor evliliği. Tabi, o
teklif ediyor evlenelim diye. Peygamberimiz’de

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder